1829
Denizi geçiyoruz.
Güneş sıcak
Hava temiz.
Sırılsıklam güvertemiz.
Dalgaların üzerinde sessizce ilerliyor gemimiz.
Dalgalar yumuşacık
Beyaz köpükler –muhtemelen– soğuk
Miçomuz âşık.
Denizi geçiyoruz.
Meyveleri, şarapları, ekmeği, balı
Binlerce yıldır kıyıda uzanan kumsalı
Ağaçları, şehrimizi
Toprağı düşünüyorum.
Üşümüyorum!
Üşümüyorum!
Denizi geçiyoruz.
Uzakta sapsarı ufuk
Balıklar hızlı
Balıklar çocuk!
Bir balina nefes alıyor!..
Bir martı suya dalıyor!..
Bense dünyanın bu güzel resmini seyreden
Kamaşmış gözlerimi yumup
Uzak bir limandaki sevgilimi düşlüyorum
Denizin üstünde giderken…
Denizin yüzünde parlarken bembeyaz ışık
–ki miçomuz âşık–
Birdenbire dank ediyor kafama:
–Denizi geçiyoruz
Yıl bin sekiz yüz yirmi dokuz–
Burada, bu gemide
Bu yılda, bu günde ben
Tüm evrenle beraber
Bir bütünüm! Bir simgeyim
Karanlıkta yanıp sönen
Yapayalnız bir imgeyim!
Benden evreni
Evrenden beni çıkarın
Bir şey kalmaz geriye…
Gözlerimi sonsuz bir hazla yumarak
Diliyorum, bu gördüğümü
Yıllar sonra bir şair yazsın diye.
Ve işte oluyor bu…
Denizi geçiyoruz
Yıl bin sekiz yüz yirmi dokuz.
Varlığın doruğundayız
Yokuz.