AYNADA KAYBOLAN ADAM
Mehmet Aksu o sabah yine çalar saatin sesiyle uyandı. Serin bir Eylül
sabahıydı. Yorganı üstünden attı. Sabah serinliği içini
titretti. Yatağında doğruldu.
Karısı Tülin saatin sesine uyanmamıştı.
O da karısını uyandırmaya kıyamadı. Tülin Hanım bir melek gibi uyuyordu.
Ağzı hafifçe aralık ve yüzünde sonsuz bir huzur..
Mehmet Aksu yataktan çıktı. Ayaklarını
yere bastı. Çıplak ayakları, terliklerini ya da halıyı değil de,
buz gibi parkeyi bulmuştu. Midesi büzüldü, ayaklarını yerden
kaldırdı.
Hay Allah..
El yordamıyla terliklerini bulup onları yatağın
baş kısmına daha yakın bir yere koydu. Ayaklarıyla bu sefer terlikleri
bulup giydi. Ayağa kalktı. Yürüdü.
Banyoya girmeden önce pencereden dışarı
baktı. İstanbulun soğuk, gri kaldırımları henüz ıssızdı.
İşe gitmek zorunda olmanın sıkıntısıyla içini çekti. Bugün
de bir yenilik yok. O hep aynı eski hayat..
Memuriyete git. Evraklar. Fatura. Rüşvet.
Bütün gün insanlarla uğraş. Kavga gürültü. Gürültü
patırtı. Stres. Amirlerin yaptığı eziyeti çek. Sabahtan akşama
kadar büroda canını çıkarsınlar. Akşam yorgun argın eve dön.
Sonra da karıda bir surat. Karının suratını çek.
Halbuki böyle uyurken melekten farkı yok
Tülinin. Bir bebek gibi masum.
Mehmet Aksunun içinde, derinde, eskilerde
bir yerde, küllenmiş bir ateş yine yanacakmış gibi parladı.
Sonra bir Eylül rüzgarı külleri
savurdu. Toz etti.
Haydi banyoya! Marş marş!
Bir-kii, bir-kii..
İstemeye istemeye banyoya gitti.. Yüzünü
yıka.. İlk çiş.. Traş..
Her zamanki sabah eziyeti..
Hayattan bıkmış.
Uykusu var Mehmet Beyin. Biraz uyumak istiyor.
Bir gün de traş olmamak, işe gitmemek istiyor. Karısının dırdırını
bugün çekmemek, karısıyla tartışmamak, onu üzmemek istiyor.
Tülinin yine o aşık olduğu kadın, yatakta uyuyan melek, hayallerdeki
rüya kız olmasını istiyor.
Yeni bir Dünya istiyor! Bu İstanbul, bu iş,
bu ev.. Bunlar ona göre değil. O eskiden bu Dünyaya maceralar
yaşamaya, sevip sevilmeye gelmişti. Kahraman olacaktı o! Ünlü ve
zengin biri, önemli biri olacaktı. Onun hayalleri vardı. Dünyayı
değiştirmesine yetecek kadar büyük bir gücün damarlarında
dolaştığını, yüreğinde kabardığını, ruhunu doldurduğunu zannediyordu.
Bu memuriyetten kısa süre sonra ayrılacak, kendisi, Tülin ve çocuklar
için yepyeni, harika bir hayat kuracaktı. Onlar da onu sevip sayacak,
hiç sözünden çıkmayacak, onun her dileğini yerine
getireceklerdi. Fakat o zaten bu saygıyı hakediyor olacaktı. Hele şu memuriyetten
ayrılıp işini bir kursun. Uygun bir fırsatın karşısına çıkmasını
bekledi. O doğru anı..
Yirmi beş yıldan beri de beklemeyi sürdürüyor.
Yeni bir Dünya istiyor! Sokaklardaki çamurun
bir araba tarafından üstüne başına sıçratılmayacağı,
otobüs kuyruklarında, otobüs ve dolmuşlarda sürünmeyeceği,
hakettiği kadar para kazandığı için artık rüşvet almak zorunda
kalmayacağı ve bu yüzden vicdanının sızlamayacağı bir Dünya.
Belki de, rüşvet almak dışında hiçbir suç işlemediği
ve karısı ve çocukları hiçbir suç işlemedikleri halde,
kendisi ve ailesi adına polislerden korkmayacağı, yepyeni bir Dünya!
Yine güneşin doğduğu.. Yine ayın çıktığı..
Yine kuşların dallarda neşeyle cıvıldaştığı.. Boğazın manzarasının
yine aynı olduğu.. Yine en güzel, en kıymetli şehri İstanbul şehiri
olan.. Yine bebeklerin doğup, aşıkların seviştiği.. Yepyeni, büyük
bir Dünya!
Mehmet Aksu sıkıntıyla sakalını sıvazladı.
Ne de çabuk uzuyordu sakalı. Traş olmaya başladı.
Aynada yine o bildik, sıkıntılı, bıkkın surat..
Her şeyden bıkmış.. Sevmediği şeylerden bıkmış. Yoksulluğundan, işinden,
şehrin kapkara isinden.. Sevdiği şeylerden bıkmış. Karısından, çocuğundan,
şu İstanbul şehirinden.. Hepsinden bıkmış.. Hepsinden!
Traş olmayı bitirdi.
Aynada yine aynı yüz. Değişen bir şey
yok. Mavi gözleri sıkıntı, bıkkınlık ve uykusuzluktan yarı kapalı.
Yüzü gölgeli.. Umutsuz. Kaybetmiş, bitirmiş, kaçık.
Hiçbir çare yok.
Gülümse. Bir kandırmaca da olsa bu,
haydi, bir kere gülümse.. Gülümsediğini göreyim aynadaki
şu sefilin.. Ne olur, bir kez gülümse! Bir tek kere, yalnız bir
kez! Gülümse..
Yüzündeki pek sık kullanmadığı kasları
biraz zorladı. Faydasız.
Kuşkusuz iş yerinde Mehmet Bey gülümsüyordu.
Fakat içten, sahici, samimi değildi bu gülümşeyişlerin hiçbiri.
Öyle bir gülümseme tüm suratı aydınlatır, ışığı
gözlerden taşar. Amirini sevmeyen, işini sevmeyen bir memurun gülümsemesiyse,
göz çukurlarına bir damla bile ışık düşürmez. Suratına
geçirdiği plastik bir maskedir yalnız.
Mehmet Aksunun aynadaki görüntüsü
gülümsemedi. Komik bir şey yok ki güleyim! Mutlu da değilim
ki ben.. Neye güleceğim? Bu hayatın kendine mi? Kasvetli, soğuk, karanlık..
Sabahları çıkıp işe gitmek zorundayım. Bunda gülünecek
ne var? Çok mu komik sizce? Çok mu?
Hayatın yorduğu adam yavaşça gözlerini
kapadı. Artık sonuna gelmişti. Dayanacak gücü yoktu. Pes etmek
üzereydi. Mutsuz.. Depresyondaydı. Umutsuz..
Gözlerini kapatıp Yeni Bir Dünya diledi.
Kendisi ve ailesi için. Yepyeni, sıfır kilometre, başka, bambaşka
bir Dünya!
Gözünü açtı.
Karşısındaki aynada görüntüsü
kaybolmuştu!
Bir an aynaya boş boş baktı. Sonra gözleri
hayretle açıldı. Ne oldu? Ne oldu, bu.. Bu nasıl olur?!
Bir gariplik daha vardı. Bunun ne olduğunu biraz
daha sonra farketti.
Dünya tersine dönmüştü! Aynen,
bazen fotoğrafların gazetelere ters basıldığı gibi..
Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
Ne olduğunu anlaması için aradan birkaç dakika geçmesi
gerekti.
Banyo yine aynı banyo.. Ben.. İşte şofben,
işte halı, işte duş.. İşte klozet kapağı, işte diş fırçam..
İşte.. Aynada.. Aynada hepsi.. Ben.. Ne ol.. Ne oldu?. Ayna.. Ben.. Yani..
Mehmet Aksu aynanın öbür tarafına geçmişti.
Gerçek Dünyadaki Mehmet Bey ise ortadan kaybolmuştu. Artık
o tarafta adamın bir görüntüsü yoktu. O ise aynadaki kendi
görüntüsü olmuştu.
Bu kadar basit!
Anladı..
Gözlerini tekrar kırpıştırıp aynaya baktı..
Belki de adamın dileği kabul olmuştu!
Mehmet Aksu öylesine yorgun ve umutsuzdu ki
bu olayın tuhaflığı ve inanılmazlığı onu pek etkilememişti. Hem.. İstanbulluydu
o! Tuhaf ve inanılmaz olaylara zaten eskiden beri alışıktı! Dünyanın
en tuhaf, en inanılmaz şehrinde doğup büyümüştü. Bu
kadarı Dünyadaki herkese yeter!
Aynaya baktı.
Büyük bir gülümseme ağır
ağır ve sessizce adamın traşlı, yorgun yüzüne yayıldı. Üstelik,
gözlerindeki bir ışık bu yorgun, bu yaşlı yüzün şimdi sanki
daha genç, daha parlakmış gibi görünmesine neden oluyordu.
Umudun ışığıydı bu.
Banyonun kapısını açtı. Derin bir nefes aldı ve ağır, sessiz adımlarla umut dolu, ışıklı, yeni bir
Dünyaya yürüdü..
Banyodaki ayna hala aynı yerinde öylece asılı duruyordu.