Gizemli
Bulutlar parlak ve sıcak. Kapkaranlık bir yaz günü.
Tek başına evde otur. Başka kimse yok.
Uzak, beyaz binalarda çamaşır asan kadınlar...
Mavi çiçekli etekler... Meyhane şarkıcıları...
Televizyonda eski bir Türk filmi oynamaktadır. Ve
evde tek başına oturan delikanlı bir öykü yazar. Başka kimse
yok.
Sıkıntı.
Birinci sahnenin sonu.
Küçük çocuğu öldürdüm.
Eskiden ne güzeldim ben. Şakacı, romantik aşık. Annesini çok
özleyen, bırakılmış küçük çocuk.
Eski hayat. Albümdeki resimlerde deniz kıyısındaki plastik
bir sandalyeye kurulmuş otururduk hep. Güneşin parlaklığından
bir gözümüz kapanırdı. Yanında unutulmuş arkadaşlarla
kameraya poz veren unutulmuş çocuklardık. Yazlık balkonu ve
rakı. Genç annemiz gülümserdi. Genç babamız
incecikti. Esmer, bıyıklı.
Bir tabak karpuz güneşi sessizce soğuturdu.
O çocuğu öldürdüm ben. Kendimi vurdum.
Yeni biri oldum sonra. Şakacı, romantik aşık.
Sonra onu da öldürdüm.
Perdenin sonu.
Koltukları eskiterek eskidi günler. Zaman sessizce
aktı. Yıllar yılları geçti.
Ne acılar yaşamıştık. Hepsi bizim suçumuzdu.
Aşk ve ölüm.
Örneğin aşk: İstediğimiz için aşık olduk onlara.
Bizi sevmemelerini sağladık. Bunu biz yaptık. Çünkü aslında
biz en çok, acı çekmek istiyorduk.
Aşkta aşık olana değil aşık olunana acırım. Aşık olunanın
aslında aşkta bir önemi yoktur. O yalnızca bir süstür. Yardımcı
rol, bir figüran. Aşklar aşkları kovaladıkça aşık olunan kişi
değişse bile aşık olma duygusunun aynı kaldığını farkedersiniz. Aşık
olunanlar birbirinden çok farklı kişiler de olsa, aşkın kendisi aynıdır.
Aşık olunan kişinin aşkta sanıldığı-sandığı-yanıldığı kadar önemi
yoktur. Önemli olan şey aşkın kendisidir sadece.
Öldüler: Arkadaşlar, akrabalar. Acılar çektik.
Ve yıllar geçti.
Büyüdük.
Artık eski ben değilim. Ben değilim bu: İçine kapanık,
gizemli. Gizemli -kötü anlamda. Bu yeni ben insanları eski benden
daha fazla etkiliyor. Kötümser, alaycı, uzak. Kızlar aşık oluyorlar.
Bir önemi yok. Bir önemi olmadığı için kızlar aşık oluyorlar.
Önemleri olmasını arzuluyorlar. Bunun hiç bir faydası yok. Çünkü
ben O'nu öldürdüm.
Şakacı, romantik aşık bu 'gizemli' ukaladan çok daha
üstün biriydi. Ben bunu biliyorum. Sevilmeyi hakeden oydu. Onu da
severlerdi tabi. Ama bu biçimde değil. Ve bunu hatırladıkça
daha da çok uzaklaşıyor, daha da çok kendi içime kapanıyorum.
Ve böylece beni daha da çok seviyorlar. Bir kısır döngü.
Bu delikanlının artık -sevmesine değil, şefkat göstermesine
değil, gözlerini sımsıkı yumup annesini bekleyen bir çocuk gibi
hıçkırarak ağlamasına değil ama- aşık olmasına imkan yok.
İnsanlara acıyabilir, onlar için gözyaşı döküp hallerine
üzülebilir. Fakat artık hiçkimseye destek olamaz. Yardım
edemez. Dost olmaz. Umrunda değildir onun. Kendisi mutludur çünkü.
Diğerlerine aldırmaz.
Sahne üç. İkinci perde.
Bu yeni delikanlıyı da öldürme zamanı geldi. Hissediyorum.
Hayır, ben öldürmeyeceğim onu.
Onu akış öldürecek.
Zaman yavaşça geçerken özünü değiştiriyor.
Bebekti, bir çocuk oldu. Çocuktu, bir delikanlı...
Delikanlı safhalardan geçiyor. Eskiden bütün
bu hüznünün içinde yine de ne kadar neşeliydi o! Sonra
yaralandı. Öldü. Kan pıhtısı katılaştı.
Taş gibi oldu.
Neşesini kendine saklayan bu umursamaz ukala onun kanından
türedi.
Fakat zamanı geliyor.
Aşkların bir önemi yok.
Haykırışların.
Çünkü aslında hepsi aynı, tek.
Onu akış öldürecek.
Büyüyorum ben.
Sessizce gelen yeni Ben adım adım yaklaşıyor.
Adam'ın ayak seslerini duyuyorum.
Akışla birlikte akıp, yıldızlarla büyüyecek.
Hepiniz gibi.
Hepimiz gibi.
Yani Tek.
Büyüyecek, büyüyecek.
O Tek'e ulaşana dek.
O Tek ki odur mutlak aşk.
Gerisinin önemi yok.
Karanlık bir yaz günü - Kişisel notlar
- Bir nevi açık günlük
23.07.2004
Kanat Gürün