İNSANLAR
Bir erkek aslan bir göl kıyısında uyukluyordu. Yalnız
yaşayan, büyük, yaşlı bir aslandı bu. Biraz önce avlanıp
karnını doyurmuştu. Güneşin sıcak ışığı
sapsarı, gür yelesini ısıtıyordu. Esnedi. Ağzını
açtığı zaman upuzun, sipsivri dişleri ortaya çıktı.
Hayatından memnundu.
İnsanlar sinsice ona doğru yaklaştılar. Beş genç
erkek, iki kadın ve bir çocuk.. Hepsi de çırılçıplaktı.
Ellerinde ne bir silah ne de başka bir şey vardı. Sessizce yürüdüler.
Çalıların arasından koşarak saldırıya
geçtiler. Erkekler önde, iki kadın biraz arkada.. Çocuk
da yürüyerek onların peşinden gitti.
Zavallı, ihtiyar aslan neye uğradığını
şaşırdı. Pençeleri ve dişleriyle karşı koymaya çalıştıysa
da bu vahşi sürüye karşı hiçbir şansı yoktu. İnsanlar
dişleri, tırnakları ve kaslı kollarıyla aslanın üzerine
çullanmış onu yumrukluyor, tekmeliyor, vahşice ısırıyorlardı.
Gözlerinde kana susamış, öfkeli, anlamsız bir bakış
vardı. Kadınlardan biri aslanın gözlerini oydu. Bir adam
hayvanın sağ ön bacağını kırdı. Bir
diğeri burun deliklerini parçaladı. Yelesini yoldular. Pençeleri
söküldü.
Altı metrelik bir timsah güneşin altında kıpırtısız
uzanıyordu. Onu orada öyle görseniz bir timsah değil de
büyük, devrilmiş bir kütük olduğunu sanabilirdiniz.
Bu timsah açtı. Nehirden geçmesi muhtemel bir zebra sürüsünü
pusuda beklemekteydi. Zebralardan birini yakalayıp suda boğduktan
sonra çiğ etini parçalayıp mideye indirecekti.
İnsanlar sessizce geldi. Güneşin altında yavaşça
yürüyorlardı. Yerdeki gölgelerinin kolları iki yana
açılmıştı. Bu gölgeler sarı kumda dikkatle ilerliyordu.
Her adımda bacakları dizlerden kırılıyordu. Bir sağ
kol önde, bir sol kol.. Bir sağ, bir sol.. Sokuldular.
Ağaçların gölgesinde koşarak saldırıya
geçtiler. Erkekler önde, iki kadın biraz arkada.. Çocuk
da yürüyerek onların peşinden gitti.
Timsah genç, kuvvetli ve diriydi. Açtı..
Fakat insanlara karşı hiçbir şansı yoktu hayvanın. Onlar
daha arzuluydu.
Önce timsahın gözlerini oydular. Genç
erkeklerin ikisi timsahın ağzını kapalı tutmak için
uğraşırken, bir tanesi de hayvanın uzun ve kaslı kuyruğuna
sarılmıştı. Geriye kalanlar hayvanın başını tekmeleye
tekmeleye onu öldürdüler. İnsanlar hırslarını
alamamış vurmaya devam ediyordu. Halbuki timsah çoktan ölmüştü.
Büyük gri fil yalnızdı. Sivri, uzun iki
dişi güneşin altında pırıl pırıl parlıyordu.
Güneşin sıcaklığı hayvanı bunaltmıştı.
Serinleyebileceği bir su birikintisi arıyordu. Ağır ağır
yürümekteydi. Heybetli gövdesinin ağırlığı
attığı her adımda yerin biraz sarsılmasına neden
oluyordu. Hortumu uzun ve kaslıydı.
Birdenbire bir insan sürüsü saklandığı
yerden fırlayıp koşarak file saldırdı. Erkekler önde,
iki kadın biraz arkada.. Çocuk da yürüyerek onların
peşinden geldi.
Genç erkekler yerden sıçrayıp filin
üzerine çıktılar. Bir tanesi hayvanı hortumundan
yakaladı. Zaten güneşin altında saatlerdir yürümekte
olan yorgun fili uzunca bir uğraştan sonra yere devirmeyi başardılar.
Hayvan büyük, kalın bir ağaç kütüğünün
yanından geçerken iki erkek diğer taraftan onu iterek yere
yıkılmasını sağladı. Büyük gövde
yere çarptığında tok bir ses duyuldu. Tozlar havaya kalktı.
Gözlerini oydular. Dişlerinden yakalayıp bu uzun,
kalın, parlak ve beyaz dişleri kırdılar. Kuyruğunu kopardılar.
Kafasına vura vura hayvanın canını aldılar.
Köpekbalığı saldırıya hiç
hazırlıklı değildi. Hayvan çok açtı.
Suda bulduğu her şeyi büyük bir iştahla yutuyor, fakat küçük
balıklar ve sudaki insan pisliği ona kafi gelmiyordu. Daha büyük,
daha doyurucu bir av bulmak için yüzüyordu. Sonunda av onu
buldu. O sırada sığ sularda yüzmekteydi.
Birden burnunda korkunç bir acı duydu. Bir şey korkunç
bir hızla burnuna çarpmıştı. Başka bir şey de gövdesini
üst yüzgecinin önünden ve altından kavramıştı.
Hareket edemiyordu. Boşa çırpındı.
Gözlerini oydular. Yüzgeçleri parçalandı.
Burun delikleri yırtıldı. Tekmelenip yumruklanarak öldürüldü.
Bu Dünyadan göçüp gitti.
Kartalı avlamaları çok kolay oldu. Tüm
mesele o kaçmadan, kanat çırpıp havalanmadan onu yakalayabilmekti.
Bunu yapabilmek için hayvana sinsice arkadan sokuldular. Kartal hiçbir
şeyden şüphelenmedi. Hiçbir şey hissetmedi. O sadece, yamacın
dibindeki geniş ovaya ve birazdan geniş kanatlarıyla fethedeceği mavi,
uçsuz bucaksız, berrak gökyüzüne bakıyor, bir
av bulabilmek için gökleri ve otların arasını keskin
gözleriyle tarıyordu.
Bacaklarından tuttular. Kanat çırptı ama
faydasız. Havalanamıyordu. Bir el haince uzanıp boynunu kırıverdi
kuşun. Tüylerini yolup bacaklarını kopardılar. Onun da gözleri
oyuldu. O çok uzakları gören, keskin, güzel gözlerini
tırnaklarıyla oydular. Göz boşluklarından kan iki ince çizgi
halinde süzüldü. Kanlı gözyaşları gibi aktı.
Küçük bir çocuk tek başına oynuyordu.
Bir parkta. Öğleyin.. Sıcak.
Tahterevalliyle salıncağın arasından koşarak
geçtiler. Erkekler önde, iki kadın biraz arkada.. Yanlarındaki
çocuk da yürüyerek onların peşinden gitti.
Çocuğu başına vurarak öldürdüler.
Gözlerini oydular.
Kulaklarını kopardılar.
Küçük bedenini parçaladılar. Göğüs
kafesini kırıp kalbini çıkardılar.
Sürüdeki küçük çocuk, büyük
bir keyif ve istekle akranının üzerine çullandı.
Kardeşine saldırdı.
Ve onu paramparça etti.