TUTUNAMAYANLAR
Karanlığın içinde tehlike büyük! Bir film olsaydı bu, hoşunuza
gidebilirdi belki. Ama bu bir film değil. Karanlığın içinde oturan
sizsiniz. Ve bundan yıllar öncesi..
Bildiğin bütün çağlardan önceki bir
çağ. Ne bu makinalar var, ne bu yazı, ne de ay.. Şey.. Aslına bakılırsa
gökyüzünde ay yine var. Fakat başka ışık yok.. Yalnızca
ay.. Yalnızca ay ve yıldızlar..
Aylardan Eylül yine. Fakat onlar bunu henüz bilmiyor.
Takvim de yok saat de..
Karanlığın içinde tehlike büyük!
Bir film olsaydı bu, hoşunuza gidebilirdi belki. Ama film
değil.
Film de yok.
Karanlığın içinde oturan sizsiniz. Yani siz: İnsanlar.
Alınlar basık, köpek dişleri uzun ve keskin. Makyaj yok. Şimdi olduğunuzdan
çok farklısınız. Ama yine de aynı: Gözlerinizdeki bakış, yalnızlığınız..
Aslına bakılırsa şimdiki insanlardan sandığımızdan da
farklı bu grup. Karanlığın içinde oturuyorlar. Gözleri tuhaf
bir şekilde parlak. Bu pırıltıda korkunun dışında bir şey daha var:
Beklenmedik bir zeka.. Bir güven hissi.
Bu adamlar ve kadın, kendinden emin. Bir şeyleri görmüş
onlar. Bir şeyi anlamış.
Bu şeyin ne olduğunu çözmeye çalışalım..
Kadın adamlara baktı. Aylardan Eylül. O ise bunu bilmiyor.
Bunu bilmemesine rağmen onlara baktı. İki adamın daha az
kıllı ve daha yapılı olanı bu bakışa karşılık verdi. Diğeri gözlerini
yaktıkları orta-ateşten bir an olsun ayırmadı.
İri yarı olan adam dönüp arkadaşına baktı. Sonra
tekrar kadına doğru döndü ve başını ağır ağır iki yana salladı.
Kıllı adam pes etmişti. Umutları tüketmişti.
Kıtlık, hastalık ve kasırga sorun değildi. Yırtıcı kediler
ve kurtlar.. Sorun değildi. Sorun olan yalnızca diğerleriydi.
Farklı olanlar.. Diğer insanlar.. Onlar..
Onların kabilesiyle kabileleri arasında aylardır süren
korkunç bir savaş vardı. Anlamsız bir şekilde, farklı olanlar
onlara saldırarak çocuklarını, kadınları ve erkekleri öldürüyorlardı.
Koskoca bir kabileden, koskoca bir türden geriye yalnızca üç
kişi kalmıştı. Son saldırı iki gün önce bir gece vakti olmuştu.
Acımasız, avcı insanlar, ellerinde sivriltilmiş uzun sopalarla gelip gecenin
korkusunu elleriyle büyüterek kabilelerine saldırmıştı. Çocukları,
kadınları ve adamları katletmişlerdi. Sopalarını savunmasız insanların
gözlerinden sokup ense köklerinden dışarı çıkarmışlardı.
Sopaların ucundaki kan ve beyin ıslaklığı sönmeye yüz tutmuş
sarı alevlerin ışığında parlarken, savaşçıların çığlıkları
kaçışanlarınkine karışıyordu. Hepsini yakaladılar. İki adam ve
bir kadın hariç. Bu üçü, gecenin korkutucu karanlığından
hayatlarında ilk defa faydalanarak ağaçların arasında gözden
kayboldu.
Savaşçı insanlar kabilelerindeki herkesi öldürmüştü.
Bunu ne bir parça toprak ne de biraz et için yapmışlardı. Bu
korkunç saldırıların belirli bir sebebi yoktu. Adeta, yalnızca var
oldukları için saldırıya uğramışlardı. Oradalar diye. Bunun bir
anlamı yoktu. Tamamıyle anlamsızdı.
Onlar bunu anlıyordu. Diğerleri anlamıyordu.
Gece karanlığında saldırıp çocukların kafalarını
bedenlerinden ayırıyorlardı. Bunu sadece onlara zevk verdiği için
yapıyorlardı. Bunun bir anlamı yoktu. Ama bunu göremiyorlardı.
Kadın adamlara baktı. Geceden korkuyordu. Onlara baktı. Alevlerin
dalgalı ışığında aydınlanan yüzlerinden aslında onların da korktuğunu
anladı. Onlar korkuyorlardı. O bunu anladı.
Onlara baktı.
İri yarı olanıyla gözgöze geldi. Adam gözlerini
çevirip karanlığın içindeki ağaçları aradı. İşte
oradalardı. Karanlığın içinde geceden daha kara, daha uzun ve ince..
Geceyi bölen, çizgi çizgi gövdeler. Arkada uzanan orman.
Ve kim bilir daha neler..
Adam kadına baktı. Sonra dönüp diğer adama.. Sonra
yine ağaçlara..
Savaşçı insanlar hiçbir şeyi anlamıyordu.
Yaptıkları şey amaçsız, anlamsız ve saçmaydı. İnsanlara
saldıran kediler, bunu onların etini yemek için yapardı. Fakat diğer
insanların böyle bir amacı yoktu. Onlar yalnızca öldürmek
için öldürüyordu. Yalnızca o kadar.
Türlerinin sonu gelmişti. Bunu içgüdüsel
olarak hissediyorlardı. Tür kelimesinin ya da bir türün
soyunun tükenmesinin ne anlama geldiğini tabi ki bilmiyorlardı.
Ama neler olabileceğini hissediyorlardı. Bu da onlara yeterdi.
Diğerleri aptal ve ilkel yaratıklardı. Acımasız ve vahşiydiler.
Aslında onlar da akıllı canlılardı, fakat sabırsız ve korkaktılar. Korktukları
için saldırıyorlardı. Korktukları için öldürüyorlardı.
Mantıksızca ve korkakça. Bir şeyi önce öldürüp
sonra da onun ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Öldükten
sonra onun asla eskisi gibi olamayacağını anlamıyorlardı. Onlar kadar zeki
insanlar değillerdi.
Onlar için yalnızca öldürmek vardı. Soykırım
ve katliam! Yalnızca zulüm..
Gecenin içinde kadın adama baktı.
Adam diğer adama.
Diğer adam alevlere..
Yazık olacaktı. Onlar diğerlerinden daha sevecen ve daha
akıllı canlılardı. Depremlere, sele ve kıtlığa dayanmışlar ve bütün
bu evrimsel engelleri teker teker aşmışlardı. Fakat şimdi yok olmanın
eşiğindeydiler. Çünkü diğerleri bunun böyle olmasını
istiyordu. Ve bu böyle olacaktı. Artık başka yolu yoktu.
Belki de onlar hayatta kalsa ve soyları tükenmese Dünya
denen bu koca gezegen şimdi bambaşka bir yer olacaktı. Belki de hayalini
kurduğumuz barış, huzur ve refah şimdi bizim olacaktı. Tüm hastalıkların
çaresi bulunacak (belki bir, aşk acısı hariç), ruhumuza dolan
bu işe yaramazlık, anlamsızlık ve boşluk hissi bir nebze daha giderilmiş
olacak ve çoktan uzak yıldızlara gidilecekti. Artık birbirimizi öldürmeyecektik.
Uzun ve sivri sopaları çocukların gözlerinden sokup beyinlerini
enselerinden çıkarmayı sürdürmeyecektik. Böyle bir şeyin
ne kadar anlamsız ve saçma olacağını bilecektik. Böylesi bir
düşünce aklımıza geldiğinde hafif bir titremeyle sarsılıp unutmaya
çalışacaktık. Bu bir gerçek olmayacaktı. Bunda anlam aramayacaktık.
Cinayetlerde de sebep. Çünkü artık cinayet diye bir şey de
olmayacaktı.
Ancak artık bunları düşünmenin kimseye bir faydası
yok. Hiç yaşanmayacak bambaşka bir zamandı o. Yoklukta kaldı. Belki
de başka bir boyutta - ki bu bir umuttur..
Kadın adama baktı.
Adam diğer adama..
Diğer adam alevlere..
Geceden daha kara, daha uzun ve ince olan ağaç gövdelerinin
arasından bir SÜRÜ fırladı. Kadını ve iki adamı oracıkta öldürdüler.
Uzun, sivri sopalarla canlarına okudular. Sonra da başlarını koparıp sopalarının
ucuna taktılar ve sönmeye yüz tutan alevlerin gölgesinde dansettiler.
Hiç yaşanmayacak bambaşka bir zamandı o. Yoklukta
kaldı.
Yine de hikayeleri hala yazılabiliyorsa, hala umut var demektir.
Hala var bir şans.
Not: Homo sapiens dışında da insan türlerinin bir zamanlar Dünya
üzerinde yaşamış olduğu fosil verilerine bakılarak anlaşılmış
bilimsel bir gerçektir.