UMUTLU ŞARKI
Kıra bak! Ümit ve neşeyle dolup taşıyor. Rayların yardığı ümit ve neşe.. Ne çilekeş dilenciler ne de yüzlerde endişe.. Kıra bak! Tertemiz dağlara bak! Yola bak!
Kaldırıma bak! Üstünde çocuklar yürüyor! Daha ne! Bana bahaneler bulma! Şu neşeye, şu ümide, şu sevince, şu aşka bir bak! Neymiş, ölüyormuşsun. Bahane!
Şehre bak! Emekçilerin ve kıraathanelerde tembel tembel pinekleyen emeklilerin ve inanan ve gülen ve o her zaman umuda yönelen, ışığa hasretli, ışığa aç çiçeklere benzeyen genç delikanlıların omuzlarından kalkan şu dumana bak! Kedere karışan, hüzne karışan mutluluk türküleri! Ümit!
Kendine bak! Sen ne yaptığını sanıyorsun bre dangalak! Bre.. Tel kadayıfı! Bre tırtıklı kestane! Bre ki ne bre puşt!
Aptal olma!
Dışarıda dönüyor Dünya!
Eteklerinde gül yapraklarının uyuduğu, döne döne danseden, mini mini, sevimli mi sevimli, neşeli mi neşeli, korkak mı korkak, savunmasız mı savunmasız, fakat kendinden emin ve belli ki bu dansedişi pek mühim, pek değerli, pek mutlu, pek hakiki çocuk kızların döndüğü gibi, dışarıda dönüyor Dünya!
Kendine bak!
Uyuyorsun!!
Çık sokağa! Tüm ağrınla, tüm sızınla, tüm çekincelerin ve korkunla, tüm umduğunla, tüm bulduğunla, tüm bildiğinle, tüm sildiğinle, tüm üşengeçliğinle, tüm hüznünle, tüm tembelliğinle, kendi içinde kendinle, olduğun gibi ve olduğun kadar, bütün bütün, çık sokağa!
Bekleyenler var dışarda!
Sen de onları bekledin..
Kuşların var dışarda! Yokoluşların var dışarda! Eriyip bitişlerin var seyre dalıp susuşların var içip içip kusuşların var kaçar gibi koşuşların var.. Aynalarda kesişlerin var..
Sezer gibi oluşun var..
Sezer gibi oluşun var..
Kaplumbağalar, japon balıkları, baykuşlar, tapirler, zebra..
Aradığın aşk.. Kelebekler ve çocuklar..
Telaş.. Ümit.. Korku.. Ümit.. Sevgi.. Ümit.. O güçlü
enerji, o gülücük, o sonsuz tanıdıklık, o güç..
O güçsüzlük.. Dolup taşan koca evren ve onun bağlı
olduğu o ipince ip.. DOLAŞIYOR DIŞARDA! Dışarda katiller var mı? Var! Hırsızlık
yapanlar, hırsızlar var mı? Var! Dolandırıcılar
ve ikiyüzlüler? Var! Var mı? Var! Var! KÜÇÜCÜK!
Küçücük.. küçü.... yok! Üfledim ve sönüverdi.. Üff! Güneşin yanında kıvılcım.. Sevginin yanında körlük.. Koca bir hiçin hiçliği (Ki
hiçin hiçliği varlıktır.. Hiçlik koca, varlık
hiç!) Eğil suya ve kana kana iç! Gel benimle
teyze, gel benimle karşıya geç! Alın bütün paralarımı!
Al çocuk elma! Alın! Alınız! Lütfen.. Al.. Bana biraz sevgi ver.. Bana biraz sevgi ver.. Geçer.. Geçer.. Üzme kendini.. Ya o geçer ya sen geçersin.. Sev ulan! Sev! Sev ulan sev! Sev! Ulan sev! Sev!
Lan! Hey!! Komşunu sev, sırdaşını sev, Hitleri
sev, şeytanı sev.. Gerekiyorsa kaldır kolunu, hedefi gör, indir
kolunu ve ez başını CANAVARIN, SEVGİYLE.... Neyin var senin! İyi olmaya değil iyi
etmeye çalış dost! Öğüt değil bu.. Aklıma
ne geliyorsa.. Mükemmel olma! Mükemmel olma! Bırak
dağınık kalsın! N'olur başarısız ol! Başarısız
ol! Unut gitsin. Sessizlikte sessizce seviver yalnız. Yalnızlıkta tek başına. Sonsuzsa evren, merkezdesin demektir. Sen herkessin! Herkes! Merkez.. Ona bak! Seni tanır gibi.. Bir merhaba bile
demiyor. Belki demesini bilmiyor. Belki dilsiz. Belki utanıyor, korkuyor..
Belki.. Belki de aslında yok. Gördüğün sensin yalnız. "Belki o yok aslında. Yapayalnızsın."
Bu sözleri duyunca önce şöyle bir irkilip sonra da çöküveriyoruz
koltuğa.. Ne saçma! Hemen kederleniyoruz, siz bir sigara yakıyorsunuz,
ben susuyorum ve artık hiç konuşmuyoruz. Aman ne yürek parçalayıcı!
Aman ne hüzünlü! Ne üzüldüm amanın! Hadi len!
Hadi len! Hadi! "Belki o yok aslında. Yapayalnızsın."
"Belki hatta sen de yoksun" Yokluk. Allah'ın bildiği gerçek..
Yokluktaki çokluk.. Işık, çekim ve bilinç.. Bunlara
katılan bir hiç.. İşte herşey.. Herşey ve daha fazlası.
Sonsuza uzanan dopdolu bir yok.. Ne büyük huzur! Ne huzur! Kıra bak! Kan revan içindeydi dün..
Bugün yine öyle! Aynaya bak! Orada yoksun! Felakete bak! İntihara bak! Zulme bak! Bak..
Heryerde.. E? Ee? Eeeee? Öylesine az ki ovaları ve denizleri kaplayıp
dolduran bu kan. Öylesine önemsiz ki burunlarımıza dolan o
koku.. O kötü koku. Leşler ve is. Öyle miniminnacık ki işkence,
zulüm. Öyle büyüksün ki SEN! Kırlar, çiçekler, aynalar, demirler,
bu SİHİR, bu BÜYÜ! Küçüğüm: Büyü
artık! Büyü! Dolduruyor boşluğu SİHİR! Öfkemiz
de bizim zulmümüz de kinimiz de.. Siyah olmadan beyaz olmaz.. Olsa da böyle
olamaz. Cennet ününü tamamen cehenneme borçludur.
Halbuki cehennem kendi kendine yeterdi! Cehennem daha etkili. Cennet daha güzel. Etkileyici.. Etkileyici.. Her yaptığınla etkiliyorsun beni.
Halbuki tanımıyorum seni. Yaptığın herşey öyle enteresan
ki.. Öyle.. Yeni.. İltifat edeceğim sana! Ümit dolusun! Sevgi dolusun! Tembelliğinin,
yozlaşmanın ve hüznünün altında muhteşem ve yepyeni
bir gezegen var! Vadiler kuşlarla dolu.. Dünya! Hatta öyle ümitlisin ki: YOKSUN! Evet, YOKSUN! YOK! 31.1.2000